Belgrad (Part 3) / Sırbistan

Bu kısmı fotoğraflarla anlatayım….

Sava kenarındaki bisiklet yolu… Yanlış anlaşılmasın sağda yürüyen kişi bisiklet yolunu işgal etmiyor, bisiklet yolu sola kıvrılmış durumda…
Beton Hala denen yer.. Bu taraftan bakınca her ne kadar virane gibi görünse de resimdeki bayanların az ilerisinden itibaren şahane cafeler başlıyor..
Bir duvar saati…
Muhteşem park örneklerinden biri… Türkiye’yi aratmayacak güzellikte…
Yukarıdaki resme benzer örnekler görmek mümkün. Tüm bina eski, kir, pas içinde, sadece bir kaç evde tadilat yapılmış, boya yenilenmiş..
Mihteşem Türk çorapları her yerde…
Balkanlar deyince gözümün önüne hep sokaklarda çiçek satan kadınlar gelirdi.. Hakikaten de öyleymiş. O kadar güzel çiçekler satıyorlar ki.. Yukarıdaki fotoğraf bir pazardan…
İşte bir eczane.. Vitrine bakınca oyuncakçı sanılabilir zira tüm vitrin oyuncak arabalarla kaplı…
Bir süre sonra sıradan gelmeye başlayan içler acısı binalar..
Saint Sava kilisesi.. Beyazlığı oldukça etkileyici. Henüz yapımı tamamlanmamış. Bir Sagrada Familia hikayesi olmaya aday…
Kilise girişine çok yakışan muhteşem beton.. Bize çok yabancı olmayan bir manzara…

Kilisenin içi…
Pek de özelliği olmayan bir afiş fakat bisikletli olması sebebiyle burada kendine yer buldu…
Bir berber.. Sağda görünen tası kafaya oturtup saçları öyle kesiyorlarmış eski zamanlarda..

Zemun bölgesi.. Mimari Belgrad’ın genelinden tamamen farklı..

Julius Meinl denen kafelerde şiir yazarak kahvenizi ödeyebiliyormuşsunuz…
Tuna kenarı huzuru….
Tuna kenarı…
Zemun’un tepeleri.

Dizim dolayısıyla ben Zemun yokuşlarnı çıkamadım. Ben de o aradaki vaktimi bu manzarada muhhhteşem pişi ve keçi peyniri yiyp bira tüketerek geçirdim…

Eski arabalar…

Eski arabalar pt.2…
Mini golf sahası.. Biraz eskimiş ve bakımsız ne yazık ki..

Tuna…

Kabinet adlı barın kendi birası. İçtiğim en iyi biralardan biriydi. Burada bir CS toplantısına katıldık…
Ennn turistik cadde….
Bu da sokağın adı….
Tezga adlı kafenin muhteşem omleti.. Tekrar tekrar yemek istiyorum. Yanında da pina colada çayı… Of….
Sırpça Kiril alfabesi kullanılmadığında okunduğu gibi yazılan bir dil :)) Şerlok Holms.
Klima cenneti..
Gülen kalp kitapçılar…

Son olarak şunu ekleyeyim. Tuna kenarında Grand Casino var.. Gitmeyi çok istedim fakat yanımda pasaportum olmadığı için almadılar.. Kumar oynayasınız gelirse aman yanınızda pasaportunuzu bulundurun…
Bir sonraki istikametimiz Temmuz ayında Fransa.. Hem de Tour de France’ı takip etmek üzere…
Genel içinde yayınlandı | Tagged , | 2 Yorum