Patagonya #1: Puerto Madryn / Arjantin

 

09.04.2010 – Cuma

Buenos Aires’ten 22 saat yolculuk sonrasında Puerto Madryn’e varıyoruz. Puerto Madryn’le beraber Patagonya‘ya da girmiş oluyoruz. Yol boyunca yiyecek kontrolü yapıldığı için  internette yazandan 4 saat daha geç geliyoruz. Yiyecek kontrulü her tür sebze, meyve, et ve süt ürününün Patagonya’ya girmesini engellemek için yapılıyor. Burada olmayan genlerin ve türlerin, mikropların ve haşerelerin girişini engellemek istiyorlar. 5-6 kere duruyoruz. Hatta bir seferinde görevli köpekle biniyor ve köpek tek tek koltukları koklamaya başlıyor. Yine de birkaç portakal dışında bir şey bulamıyorlar. Bizim koltuğun altındaki meyveler, krem peynirler ve hatta bacon önce Patagonya’ya sonra da midelerimize girmeyi başarıyor.

kontrol noktalarından biri…

Yol insanı şaşırtacak kadar boş. Patagonya steplerinde ilerliyoruz. Uzuuuuun ve dümdüz  yollar katettikten sonra küçük kasabalara geliyoruz o kadar. Bir de yolların kenarlarında binlerce koyun ve guanaco görüyoruz. Guanaco lamanın akrabası sevimli bir hayvan. Patagonya’nın her yerinde görmek mümkün. Onlar dışında etrafımız göz alabildiğine düzlük ve bozkır. Önümüzdeki yol boşluk içinde sonsuza uzanıyor gibi görünüyor.

Otobüsler de çok rahat. Hemen hemen her otobüs iki katlı. Biz ikinci katın en önünde oturup hem dışarıyı izleyebiliyoruz hem de ayaklarımızı cama dayama lüksünü yaşayabiliyoruz.

22 saatin sonunda gecikmiş bir şekilde Puerto Madryn’e varınca yeni evsahiplerimiz Gabriela ve Bernardo bizi almaya geliyorlar. İkisi de gezgin insanlar. Kısa bir süre önce sakin yaşamak için buraya yerleşmeye karar vermişler. Zaten Gabriela’nın da memleketi. Biraz bizim İzmir planına benzetiyoruz hayatlarını. Evde iki de köpek var. Biri sarışın bomba China, diğeri de kısa süreli misafir minik Morena. Morena’yı bir süre önce hasta bir şekilde sokakta bulmuşlar. Biz iyileşmiş ve hafiften canavarlaşmaya başlamış halini görüyoruz.

Puerto Madryn’de şehrin tam göbeğindeki birkaç apartman dışındaki bütün evler müstakil ve bahçeli. Kendimize ait bir odamız da oluyor. Huzur buluyoruz.

10.04.2010 – Cumartesi

Puerto Madryn’in en büyük olayı doğası. Burada balina, orca, deniz aslanı, deniz fili ve PENGUEN görmek mümkün. Balina konusunda hiç umudumuz yok çünkü sezonu tamamen bitmiş ama penguen ve diğerleri konusunda şansımız az da olsa devam ediyor. Civarda iki önemli nokta var. Punta Tombo’da kıtadaki en büyük penguen kolonisi yaşıyor. Peninsula Valdes’te ise en büyük atraksiyon balina turu ve orcalar. Bunun dışında deniz aslanı ve fili ile az sayıda penguen görmek mümkün. (Mevsime göre görülebilecek hayvanlar değişiyor).

Her iki yere de turla gitmek mümkün ama turlar çok pahalı. Araba kiralamak eğer 4 kişi olabilirsek turlardan çok daha hesaplı ve keyifli olacağı için arabaya iki kişi daha bulmak üzere bütün hostelleri geziyoruz. Balina sezonu bittiği için ve penguenler de sona yaklaştığı için şehirde çok az turist var. 10-15 tane hostelin tamamına gidiyoruz. Çoğu zaten kapanmış. Bazılarında sadece 1 kişi kalıyor. En sonunda bir hostelde iki İngiliz’le konuşup anlaşıyoruz. Murat ve ben Pazartesi günü Punta Tombo’ya otostop deneyeceğiz, Pazartesi günü ise İngilizler’le Peninsula Valdes turu yapacağız.

Burada bir de Punta Lomo diye bir yer var. Burada da yıl boyunca deniz aslanı ve cormorantes cinsi deniz kuşlarını görmek mümkün. Şehire sadece 12 km uzakta olduğu için bisikletle de gidilebiliyor ama evsahiplerimiz bizi arabayla götürmeyi teklif ediyorlar. 🙂

Birlikte gidiyoruz. Arjantin’de bütün müze ve parklarda Arjantin vatandaşları, turistler ve parkın/müzenin bulunduğu şehirdekiler ayrı paralar ödüyorlar. Biz Arjantinliler’in yaklaşık 3 katı kadar, bulunduğumuz şehirde yaşayanlarınsa yaklaşık 10 katı kadar fazla para ödemek zorunda kalıyoruz her yere. Türkiye’de de birkaç yerde bu uygulamayı görüyoruz ama kandırmaca şeklinde. Örneğin Galata Kulesi’ne çıkmak için Türkler “BEŞ TL” öderken yabancılar “10 TL” ödüyor. Yani Türklerin giriş parası yazıyla, yabancılarınki rakamla yazılıyor, yabancılar farkı anlamazmış gibi.

Punta Lomo’da onlarca deniz aslanı görüyoruz. Koala, tembel hayvan falan yalanmış meğer. Deniz aslanları hepsinden tembel. Denize doğru yürümeye çalışırken önlerine çıkan ilk engelde durup uyuyorlar. 🙂 Denizde ise yanlış hatırlamıyorsam 7 dakika nefeslerini tutup 150 metreye dalabiliyorlar..

Punta Lomo’da hayvanlar hakkında araştırma yapan, bilgi tabelalarına kaynak oluşturan kişilerin arasında Alexa’nın ismiyle karşılaşıyoruz kendisinin bir sonraki ev sahibimiz olacağını bilmeden.

11.04.2010 – Pazar

Punta Tombo’ya otostopla gidebilme umuduyla güne başlıyoruz. Erkenden otobüsle Trelew adlı bir kasabaya gidiyoruz. Burası Puerto Madryn’den sadece 1 saat uzaklıkta ve Punta Tombo yolu üzerinde. Trelew’in çıkışındaki bir benzin istasyonuna gitmemiz gerekiyor. Otostop için en iyi nokta orası. Yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş sonrasında benzin istasyonuna varıyoruz yorgun argın. Küçük bir benzinlik olmasına rağmen parilla yaptıkları için – zaten Arjantin’de nerede parilla yok ki – yoldan geçen hemen hemen herkes burada duruyor. Bir de durmalarındaki sebep bir sonraki benzinliğin çok çok kilometre sonra olması olabilir.

15 dklık bir beklemenin sonunda Comodoro Rivadavia’ya giden bir araba bizi alıyor. Arjantin’de insanlar bir garip araba kullanıyor. Puerto Madryn’e gelirken bomboş yolda otobüsün ne kadar yavaş gittiğinden şikayet ediyorduk. Bu sefer ise son derece hızlı giden, sollama yapacağı zaman öndeki arabaya son sürat yaklaşıp 2 metre kala frene basan bir şoföre denk geliyoruz ve kendisi tabi ki de araba kullanırken bile mate içiyor 🙂

Punta Tombo’ya giden yol ayrımına kadar bizi götürüyorlar. Onlardan ayrılıp bizi Punta Tombo’ya götürecek araba için beklemeye başlıyoruz. Manzaramız mükemmel dümdüz sonsuz bir bozkır ve ortasından geçen upuzun bir yol. Bazen birkaç dakika boyunca Comodoro Rivadavia yönüne bile giden araba görmüyoruz. Yolun ortasına yatıp fotoğraflar çekiyoruz. Beklemeye devam ediyoruz. Bekliyoruz. Bekliyoruz. Bekliyoruz. 3 saat geçiyor. Çılgınca rüzgar esiyor. Bekliyoruz. Ve Punta Tombo yönüne giden yola bir araba bile dönmüyor.

Sezon bitti dedikleri bu olsa gerek diyerek pes ediyoruz. Tekrar bir otostopla Trelew’e dönüyoruz. Bizi Trelew’e bırakan araba Casino’nun önünde duruyor. Adam Rawson adlı başka bir şehirden kalkmış Casino için Trelew’e gelmiş.

Bir süre sonra biz de içeri girmeye karar veriyoruz. İçeride yüzden fazla insan var. Zaten giriş o kadar ucuz ki. Sadece A$ 2 (yaklaşık 80 kuruş). Ben makinalardan birinin başına geçiyorum. Murat da beni izliyor. Parayı yerleştirip 20 kredi alıyorum ve oynamaya başlıyorum. Daha ilk denemede makinamdan şen şakrak sesler çıkmaya başlıyor, 100 kredi kazanıyorum. Yanımdaki makinada oynayan adam da heyecanla beni izliyor. Her zaman olduğu gibi şansım bu sefer de tutuyor. Sonra kredilerimin hepsini bitirsem de zafer edasıyla casino’dan çıkıyorum. 🙂

Gece evde Bernardo için pilav, Gabriela için de patlıcan salatası yapıyorum. Bernardo Türkler’in nasıl pilav yaptığını merak ediyormuş ve meğer o pilavın makarna gibi pişirildiğini sanıyormuş. Uzuuuun bir aradan sonra yemek yapmak beni çok rahatlatıyor. Bir de yemekler tam not alınca keyfime diyecek olmuyor. 🙂

12.04.2010 – Pazartesi

Dünkü otostop başarısızlığının ardından bugün arabayla Punta Tombo’ya yol alıyoruz. İngiliz Annika ve Simon ile Avustralyalı Elizabeth de bize eşlik ediyorlar. Penguen görüp göremeyeceğimizi bilmiyoruz ve merak içerisindeyiz. Punta Tombo Ulusal Parkı’nın kapısında biletleri alıyoruz ve görevliye penguen olup olmadığını soruyoruz. Cevap olarak hemen arkamızda duran pengueni gösteriyor ve ilk penguenimizle tanışmış oluyoruz. Meğer bu hayvancıklar sadece deniz kenarında durmuyorlarmış. Geniş bir alana yayılıp yuva kuruyorlarmış ve arkamızdaki penguen de biraz yolunu şaşırmış, parktan çıkmak üzere.

Parkın içlerine doğru ilerledikçe binlerce penguen görüyoruz. Bazıları heykel gibi durup bize bakıyorlar. O kadar komikler ki. Bir kısmı da çok meraklı. Bize bakıp kafalarını bir o yana bir diğer yana çeviriyorlar. Sonradan öğreniyoruz ki bu hareket meraktan değil stresten oluyormuş.

Penguenlerin sadece kendileri, yürüyüşleri değil sesleri de çok komik. Tahmin ediyorum ki sesleri çoğu insanı hayal kırıklığına uğratıyordur. O kadar sevimli bir kuştan eşek anırması misali bir ses çıkmamalı. Üstelik bu ses yüzlerce metre alana yayılacak kadar yüksek de olmamalı!!!

Punta Tombo’da penguenlere doyduktan sonra önce Trelew’e sonra da Gaiman adlı bir kasabaya gidiyoruz. Yakınından Chubut Nehri geçtiği için doğası daha farklı. Patagonya çölü yerini ağaçlık bir alana bırakıyor. Yol üzerinde Bolivyalılar’ın sebze meyve sattıkları yerlerden birine uğruyoruz. Ön taraf manav ve bütün sebze meyveler Puerto Madryn’e göre çok taze ve güzel. Manav kısmının arkasında ise tarlaları var. Hatta insanlar Puerto Madryn’den bile alışverişe geliyorlar. Gaiman Gallerliler’in yerleştiği bir yer. Hala ilk yerleşenlerin akrabaları burada yaşıyor ve çay evleri işletiyorlar. Yalnız bir çay ve yanındaki kurabiyeler A$ 50 gibi uçuk bir fiyata satıldığı için denemiyoruz bile. Gaiman’da bir de Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş bir park var. Dünyanın en büyük geri dönüşüm parkı. Tüm heykeller geri dönüşüm malzemelerinden yapılmış. Gaiman Galce için de önemli bir yermiş. Dil burada bozulmadan kalmış. Bu yüzden de dilbilimciler burada çalışmalar yapıyorlarmış.

Gaiman’daki çay evlerinden birkaçı

Arabada giderken İngiliz çiftten Arjantinliler’in en sevmediği turistlerin İngilizler olduğunu öğreniyoruz. Falkland Adaları savaşı yüzündenmiş. Savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen Arjantin Falkland Adaları’nın İngiltere’ye ait olduğunu kabullenmiyor. Buenos Aires’te her yerde gördüğümüz Islas Malvinas afişleri de bu şekilde anlam kazanıyor. (Islas Malvinas, Falkland Adaları’nın Arjantin’deki adı)

Akşam evde ziyafet var. Bernardo Sevillalı bir İspanyol olduğunu kanıtlar bir şekilde leziz kalamarlar ve İspanyollar’ın patatesli yumurtası tortilla de patatas’tan yapıyor. Bir de salatamız var. Normal yeşil salataya avokado ve susam da eklemiş. Çok başarılı olmuş. Hepsini afiyetle midelerimize indiriyoruz.

13.04.2010 – Salı

Sabah yine erkenden Peninsula Valdes yoluna çıkıyoruz. Bu sefer zamanlama çok önemli çünkü gel gitin durumuna göre orca görme ihtimalimiz olabilir. Peninsula Valdes’in yolu da Punta Tombo gibi toprak yol. Bu yüzden arabanın camının çatlaması veya başka sorun yaşanması ihtimali yüksek. Zaten araba kiralama firmalarının sigortaları da hasarın tamamını kapsamıyor. İlk 3000US$’lık kısmını bizim karşılamamız gerekiyor, kalanını sigorta karşılıyor. Puerto Madryn’de gördüğümüz bütün arabaların camlarından en az bir çatlak olduğunu da görünce iyice dikkatli gitmeye çalışıyoruz. Tur şirketleri ise minibüsleriyle vızır vızır geçiyorlar yanımızdan. Yol kenarında onlarca tabela var dikkatli olunması ile ilgili. O tabelaların hepsini okumaya çalışan bir şoförün her an yoldan çıkabileceğini hesaba katmadan uzun uzun yazmışlar hep. 🙂

İlk durağımız Punta Norte. Yanin yarımadanın kuzey burnu. Burada deniz aslanları ve deniz filleri var. Katil balina diye de bilinen orcalar bunları yemek üzere gel gitin “gel”inde buraya geliyor. Şansımız tutmuyor ve orca göremiyoruz. Yine de bu kadar özel bir yere geldiğimiz için şanslıyız. Orcalar dünya üzerinde sadece iki yerde kıyıda kumsala çıkıp avlanıyorlar!! Birisi Peninsula Valdes, diğeri de Hint Okyanusu’nda bir ada. Orca hızla kendini kumsala savuruyor, hayvanın büyük bir kısmı kuma çıkıyor ve kumsaldaki deniz aslanı yavrularından kapıyor. Bu olay toplam 30 sn kadar sürüyormuş. Yani kocaman katil balina yaklaşık 30 saniye suyun dışına çıkıyor!! İnanılmaz bir olay. Üstelik bu olay içgüdüsel de değilmiş. Öğrenilerek aktarılıyormuş. Ve şu anda bu şekilde avlanmayı öğreten sadece 5 orca kalmış. İngilizce’de bu avlanma şekline “intentional beaching” diyorlar Türkçesi “kasıtlı kıyıya çıkma” gibi bir anlama geliyor.

katil balina görmeye çalışırken

Sonraki durak adanın doğusu Caleta Valdes. Yol üzerinden birkaç tane penguen görüyoruz. Dün gördüğümüz milyonlarca penguenden sonra pek heyecan vermiyorlar. Caleta Valdes’te de deniz aslanı ve fili görüyoruz. Burada bir de farklı olarak kızıl tilki ve armadillo ile karşılaşıyoruz. Armadillolar dinozor döneminden kalmış gibi görünen fare ve kaplumbağa arası hayvanlar. O kadar komikler ki.. Yanımıza kadar gelip şaşkın şaşkın geziyorlar.

armadillo

Peninsula Valdes’in en büyük olayı balinaları sezon dolayısıyla göremesek de çeşitli sevimli hayvanlara doymuş bir şekilde eve dönüyoruz. Bu gece evimizi değiştiriyoruz. Gabrielalar’ın eve 5 dk uzaklıkta yaşayan, daha önce Punta Lomo’daki tabelalarda adını gördüğümüz Alexa’nın evinde kalacağız. Alexa deniz kuşları üzerinde uzmanlaşan bir ekoloji doktoru. Puerto Madryn’de çok sayıda biyolog olduğunu ve başka pek çok şey öğreneceğiz Alexa’dan.

Arjantin’de alıştığımız üzere Alexa’nın da iki köpeği var. Binky ve Huata. Huata sakin, 8 yaşında, küçük bir köpek. Binky ise aşırı heyecanlı, tam bir deli, kocaman, siyah bir Golden! Başta heyecanı dolayısıyla bana korkulu anlar yaşatsa da sonradan hem o sakinleşiyor hem de ben onun deliliğine alışıyorum.

deli Binky

Akşam Alexa’nın iki biyolog arkadaşı daha geliyor ve birlikte yemek yiyoruz.

14.04.2010 – Çarşamba

Şehirdeki en önemli atraksiyonları tamamladığımız için artık rahatız. Murat bütün günü bilgisayar başında geçiriyor. Bense alışverişe çıkıyorum. Daha Türkiye’deyken bile dilimden düşmeyen penguenli küpeleri sonunda buluyorum ve alıyorum. Arjantin’in genelinde siesta uygulaması oluyor. Dükkanlar 12:00 veya 13:00 gibi kapanıp akşam 16:00 civarlarında tekrar açılıyorlar. İspanya kültürünün etkisi burada hissediliyor. Hediyelik eşya dükkanları çok güzel. Her yerde Patagonya koyunlarının yünlerinden yapılan hırkalar, yelekler, sweatshirtler satılıyor. Çok pahalı oldukları için ve çantalarımızda yer olmadığı için sadece bakmakla yetiniyorum.

Akşam yemeğe Gabriela ve Bernardo da katılıyor. Hatta Alexa’nın iki tane daha arkadaşı geliyor. Empanada ve pizza siparişi veriyoruz. Keyifli ve bol sohbetli bir gece geçiriyoruz. Bu arada Bernardo’dan sezonun ilk balinasının görüldüğünü öğreniyoruz ve bu daha sonra benim günlerce sahilde balina hevesi ile yürümeme sebep oluyor 🙂

15.04.2010 – Perşembe

Okyanus Bilimi Müzesi’ne gidiyoruz. Müzede aslında pek bir şey yok. İlgimizi iki şey çekiyor. Biri sergilenmekte olan dev bir kalamar. Diğeri ise orcalarla ilgili geçici bir sergi. Aslında sergide açıklama postelerinden başka hiç bir şey yok ama bu posterlerdeki bilgiler çok ilgimizi çekiyor ve etkileniyoruz. Orcaların beslenmesi ve orcalar hakkındaki araştırmalar ile ilgili bilgileri buradan öğreniyoruz. Araştırmayı yapan adam Peninsula Valdes’teki bütün orcaları incelemiş ve tek tek isimlendirmiş. Suyun üzerinde kalan yüzgeçleri bizim parmak izimiz gibi her orca için ayrı olduğundan isimlendirme yapabilmişler. Orcalar da insanlar gibi aileler şeklinde yaşıyorlarmış meğer.

Müze sonrasında kumsalda yürüyüş yapıyoruz. Kumsal o kadar uzun ve güzel ki. Huzurla doluyoruz ve Puerto Madryn’e yerleşmek istiyoruz. Gelgitin git haline yani low tide’a denk geliyoruz ilk defa. Kumsal neredeyse 200-300 metre daha genişlemiş. Gelgitin bu kadar etkili olacağını hiç düşünmediğimiz için çok şaşırıyoruz.

Sular çekildiği için kumsalda pek çok ölü deniz hayvanı görüyoruz. Bu durum martıları sevindiriyor. 🙂 Kocaman bir örümcek yengeci ile karşılaşıyoruz. Hala yaşıyor ve denize ulaşmaya çalışıyor.

Gelgit 6 saatlik aralarla oluyor. Günde iki gel iki de git yaşanıyor. Gelgit saatlerinde her gün yaklaşık 50 dakikalık bir kayma oluyor.

16.04.2010 – Cuma

Gelgitle çok eğlendiğimizi bir çok deniz canlısı gördüğümüzü anlatınca Alexa sahilde kaya havuzları görebileceğimiz bir yer tarif ediyor. Biz de değişik hayvanlar görme umuduyla gidiyoruz. Sular çekilince denizin altındaki kayalar açıkta kalmış. Kayaların üstü tamamen midyelerle kaplı. Milyonlarca midye.. Kalayarın içindeki boşluklarda ise su kalmış ve buralarda küçük deniz kestaneleri ve yengeçler, bir takım algler ve anemonlar görmek mümkün.

midye kaplı kayalar

Kaya havuzlarının hemen yanında Puerto Madryn’e Galliler’in ilk geldiklerinde yerleştikleri mağaralar var. Mağaraların bir kısmı koruma altına alınmış. Hemen yukarıda da Galliler’le ilgili bir müze var. Adaya nasıl ve neden geldikleri, geldikleri ilk zamanlar hayatlarının nasıl olduğu ile ilgili pek çok bilgi bulmak mümkün.

Gallerliler’in mağaraları

Bir yandan Arjantin Patagonya’daki az nüfusunu arttırıp Şili’ye karşı güçlenmeyi amaçlıyor, bir yandan da Gallerliler İngiliz baskısından uzak bir yerde yaşamak istiyor. Sonuç olarak iki ülke anlaşıyor ve ilk etapta 25 Mayıs 1865’te Mimoza adlı gemiyle birlikte Gallerliler geliyor ve ilk bu mağaralara yerleşiyorlar. Mağaraların içine 16 tane ev yapıyorlar. Evlerin yakınında su bulamadıkları için içerilere kadar ilerlemeye devam ediyorlar ve en son Chubut Nehri’nin yanına Gaiman’a gelip yerleşiyorlar. Bu arada kayıplar da veriliyor. İşin ilginç yanı, 200 yıldan az bir süre önce gerçekleşmiş olmasına rağmen bu olaylarla ilgili pek çok şey unutulmuş, tahminlere dayanıyor.

Gallerliler geldikten sonra yerlilerin başı Gallerliler’in taşındığı yerlerin asıl sahiplerinin kendileri olduğunu ve karşılıklı iyi geçindikleri sürece barış içerisinde olacaklarını anlattığı bir mektup yazıyor. Dost olacaklarını söylüyor. Bruce Chatwin’in “Patagonya’da” kitabında karşılıklı ölümlerin yaşandığından bahsediliyor fakat yine de iki halk barış içinde yaşıyorlar. Hala 25 Mayıs’ta yerlilerin ve Gallerliler’in toplantığı kutlamalar yapılıyor. Gallerliler’in Puerto Madryn’e gelişleri kutlanıyor.

Cuma gecesi olduğu için yine Asado planımız var. Bu sefer çok enteresan bir yerde: fitness salonunda!!!! Alexa’nın gittiği fitness sanlonunun 2. yaşını kutlayacaklarmış. Herkes bir salata veya tatlı yapıp içkisini alıp gidiyor. Alexa elmalı tart yapıyor. Ben de patlıcan salatası yapıyorum. Fitness salonunda aletlerin hepsini kenara çekmişler, ortaya masaları koymuşlar, bize çok komik geliyor. Günlerce hatta aylarca uğraşıp yaktıkları kalorileri bir gecede geri aldı katılanlar. Ne de olsa kişi başı 500 gr et yeniyor.. Bir o kadar da tatlı ve salata ve şarap ve bira ve……

asado

17.04.2010 – Cumartesi

Tüm günü tabiri caizse camış gibi yatarak geçiriyoruz. Arada Alexa’nın koro çalışmasına uğruyoruz sadece. Koro Biyolojik Araştırma Enstitüsü’nde çalışmalarını yapıyor. Biz gittiğimizde Arjantin milli marşını çalışıyorlardı. Bu yıl Arjantin bağımsızlığının 200. yılı olduğu için milli marşı çalışıyorlardı sanırım. Yavaş yavaş marşı öğrenmemiz açısından da iyi oluyor bu koro 🙂

Bu arada Arjantin’de özellikle de Patagonya’da Darwin’in çalışmalarına çok önem veriliyor. Enstitünün duvarlarında –ve daha sonra pek çok yerde- Darwin ile ilgili yazılar görüyoruz. Türkiye’de Darwin’in nasıl gözardı edildiğini, eğitimin bir parçası olamadığını düşününce kendimiz için üzülüyoruz.

Bu gece de bir çeşit şiş kebap yemeğe davetliyiz Alexa’nın arkadaşlarında.. Fakat korodan dönünce evde uyuyakalıyoruz ve uyandığımızda gece yarısını çoktan geçmiş olduğu için yemeğe katılamıyoruz.. Uyuyup büyüyoruz.

18.04.2010 – Pazar

Pazar günü sahilde köpek gezdirmece oynuyoruz!! İşimiz oldukça zor çünkü Binky çok fazla heyecanlı bir köpek ve asla tasmayla yürümüyor. Binky’e araba çarpmasını engellemek için sahile kadar arabayla gidiyoruz. Murat arka koltukta Binky ve Huata’yı zaptetmeye çalışıyor. Bu arada Alexa bir gün Binky’nin fazla heyecan dolayısıyla kalpten gideceğinden korktuğunu söylüyor. 🙂 Sahile gelince herşey normale dönüyor. Binky koşup zıplıyor, Alexa ne zaman çağırsa yanına geliyor. Tek bir sorun var yabancı köpeklerle tanışmak (!) istemesi. Küçük köpekleri korkutup korkutup geliyor. Hava güzel, sahil güzel, köpekler güzel. Harika vakit geçiriyoruz. Hatta denizde yolunu kaybetmiş bir penguen bile görüyoruz bonus olarak 🙂

Alexa akşam bizi başka sahillere götürüyor. Yine kaya havuzlarına bakıyoruz. Bir de motorsiklet ve ATV’lerle denemeler yapanları izliyoruz.

Pazartesi gününü bilet almak, yola hazırlanmak gibi ıvır zıvır işlerle geçiriyoruz. Bu arada Engin’in blogunda okuduğumuz araba üstünde gezen köpeği görüyoruz. Akşam o köpekten Alexa’ya bahsedince köpeğin ünlü olduğunu anlıyoruz. Meğer bu köpeğin babası ve dedesi de aynı şekilde araba üstünde gezermiş ve daha da bombası Puerto Madryn’de resmi binalara girme izni olan tek köpek buymuş. Saygılarımızı sunduk kendisine. 🙂

Puerto Madryn günlerimiz sona eriyor. Hayatımızın kısa bir döneminde de olsa bu şehirde yaşamak istiyoruz. Birbirinden güzel evleri, yokuşsuz, kalabalıksız sokakları, gel gitli sahili, deniz canlıları ile Puerto Madryn bizi çok etkiliyor. Tek kötü yanı insanların köpeklerini sokakta gezdirdikten sonra kakaları toplamaması. Arjantin’in genelinde gördüğümüz bir durum gerçi bu.

Balinaları görmek için tekrar gelmek istiyoruz ama kimbilir belki de bir daha burayı hiçbir zaman göremeyeceğiz. Patagonya’nın en az burası kadar muhteşem başka noktalarına doğru yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz, tabi o zaman henüz Patagonya’nın bizi ne kadar çok etkileyeceğini henüz bilmeden…

 

Gülen & Murat

20.06.2010

This entry was posted in Arjantin, Güney Amerika, Patagonya, Puerto Madryn and tagged , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to Patagonya #1: Puerto Madryn / Arjantin

  1. bilge says:

    cuma akşamı izlediğim belgeselde işte o katil balinaların nasıl avlandığını gördüm. dişi balina yanında yavrusuyla deniz aslanlarının bulunduğu bir havuza (denizde) giriyor. karaya oturmaması için çok dikkatli olmak durumundaymış. deniz aslanı da dünyadan bihaber, havuza giren balinayı fark etmiyor ve arkadaşlarıyla sohbette:) sonra havuza giriyor havuza girmesiyle dişi balinanın aslancağızı nasıl avladığını gördüm. bu arada belgeseli anlatan tuncel kurtiz (namı diğer ezeldeki ramiz dayı) de durumu şöyle özetliyor: avcı öğünde ne yiyeceğini düşünürken av da hayatta kalma mücadelesi verir.

  2. Barış says:

    Bu bloğa bayıldım, selamlar

Yorumunuzu bizle paylaşmak ister misiniz?